Hastalara Bir Merhem, Bir Teselli, Manevî Bir Reçete, Bir İyadetü’l-Mariz ve Geçmiş Olsun Makamında Yazılmıştır.

Paylaş

Share on facebook
Share on linkedin
Share on twitter
Share on email

VEHMİ HASTALIK

Kitle haberleşme araçlarında o kadar çok Korona konuşuluyor ki, insanların her an Korona’ya yakalanma endişesi ile psikolojisi bozuluyor.

Bu kadarına gerek var mı bilmiyorum.

Bildiğim bir şey var. O da, merakın, yani aşırı kuruntu, iç sıkıntısının manevî bir hastalığa dönüşme riskidir.

Eğer Allah’a teslim olsak…
Allah’tandır deyip rıza göstersek…
Bu musibetin hikmetini düşünsek…
Tedbirimizi alsak…
Kur’an ile meşgul olsak…
Kitap okusak…
İbadet etsek…
Medyayı takip etmekten daha güzel olur…

Özellikle evham ve vesvese ile küçük bir sıkıntı, bazen merak vasıtasıyla on kat büyür.

Evhamın kesilmesiyle, o hastalığın onda dokuzu gider.

Böyle musibetleri aşırı problem hâline getirmek, iç sıkıntısına dönüştürmek, musibeti artırdığı gibi…
İlahi hikmeti ittiham etmektir…
Allah’ın rahmetini tenkittir…
Merhameti sonsuz Rabbinden şikayettir…

Evet, şükür nimeti artırdığı gibi, şikayet etmek de musibeti çoğaltır.

Musibeti, kuruntu, iç sıkıntısı ve evham haline getirmenin kendisi de bir hastalıktır.

Onun ilacı, hastalığın hikmetini bilmektir. Hikmetini, faydasını bildikten sonra “Her hâl üzere Allah’a hamdolsun.” Hadis-i Şerifini yaşamaktır…

Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:

“Hastalık iki kısımdır. Bir kısmı hakiki, bir kısmı vehmîdir.

Hakiki kısmı ise Şâfî-i Hakîm-i Zülcelal, küre-i arz olan eczahane-i kübrasında, her derde bir deva istif etmiş.
O devalar ise dertleri isterler.
Her derde bir derman halk etmiştir.
Tedavi için ilaçları almak, istimal etmek meşrudur.
Fakat tesiri ve şifayı, Cenab-ı Hak’tan bilmek gerektir.
Dermanı o verdiği gibi şifayı da o veriyor.”

Uzman ve dini hassasiyeti olan hekimlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilaçtır.

Çünkü çoğunlukla böyle hastalıklar helal ve harama dikkat etmemekten…
Perhizsizlikten…
İsraftan…
Manevî hatalardan…
Sefahetten…
Ve dikkatsizlikten geliyor.

Dindar bir hekim, elbette meşru dairede nasihat eder ve bu hatalardan uzak durmayı tavsiye eder.

İnsanlar o nasihata ve o teselliye itimat ederse sıkıntı hafifleşir, sıkıntı yerine ferahlık gelir.

Evham, olmayan bir şeyi olacak zannı ile meraklanma ve bundan aşırı üzüntü duyma halidir.

Yani zarar ihtimali çok az olan bir şeyden aşırı kederlenme ve kuşkulanma durumudur.

Kişinin, hayatını olumsuz etkileyecek kadar evhamlı olması…
Her şeyi kafasına takması ve bundan dolayı bazı bedensel problemler yaşaması haline psikiyatride yaygın “anksiyete bozukluğu” adı verilir.

Tedbirli olmak güzel, ama, olduğundan fazla abartmak, endişe ve telaş etmek farklı sıkıntılara sebebiyet verebilir.

Ahmet Avni Konuk şöyle buyurur:

“Bir kul bir belâya giriftar olunca, onun eleminden Hakk’a şikâyet ederse sabrına zarar vermez. Ancak Hakk’ın gayrına şikâyet etmeyip, nefsini zapt etmeli.

Şikâyet eden kimse, kazaya değil makzi olan şeye razı olmamış bulunur.

Hâlbuki bize, ‘makzi olan şeye razı olun’ diye hitap olunmadı.”

Kader: bir plân, bir program demektir.
Kaderde olanın icra edilmesi kazadır.
Makzi ise, kaza olunan, icra edilen şeydir.

Meselâ, insanın hastalanması kaderinde varsa, hastalandığında bu kader kaza edilmiş demektir.
Makzi ise hastalıktır.

Bize, “makziye razı olun” diye bir teklif yapılmış değil.

Öyle olsaydı tedavi olmak günah olurdu.

Demek ki, hastalık gelince bunun Hakkın bir takdiri ve kazası olduğunu bilip rıza ile karşılamak…
İtiraz ve isyan etmemek…
Öte yandan tedavi için gerekli tedbirleri de almak durumundayız.

Hastalar Risalesi’nden istifade ile…

ÜÇÜNCÜ DEVA:

Ey tahammülsüz hasta!

İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir.

Hem insan, zîhayatın en mükemmeli en yükseği ve cihazatça en zengini belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en edna bir derecede ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor.

Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile ebedî daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.

Eğer hastalık olmazsa sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor, sermaye-i ömrünü bâd-i heva boş yere sarf ettiriyor.

Hastalık ise birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”
 
Hastalar Risalesi

.

Yeni Yazı Paylaşılınca Haberdar Ol

E-mail adresinizi gönderin paylaşımlardan haberdar edelim

Diğer Paylaşımlar

Genel

TEŞRİK TEKBİRİ

Teşrik, doğuya doğru gitmek, parlamak, eti güneşe sermek demektir. Teşrik tekbiri, Kurban Bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir. Kurban Bayramının ilk gününe “yevm-i nahr”, diğer üç güne ise “eyyâmü’t-teşrîk (teşrîk

small_c_popup.png

İletişime Geç

Bilgi al, soru sor, tavsiyede bulun